|
MUAMMER AKSOY

1917
yılında Antalya’nın İbradı
bucağında doğdu. 1939’da Ankara
Üniversitesi Hukuk
Fakültesi’nden mezun olduktan
sonra Zürih Üniversitesi Hukuk
ve Devlet Bilimleri
Fakültesi’nde doktora yaptı.
1957'de, Üniversite özerkliğinin
yokedilişini protesto amacıyla
istifa ederek, 3.5 yıl
üniversite dışı kalmıştı. 27
Mayıs günü geldiğinde, o,
demokrasi için verdiği düşünsel
mücadele yüzünden, bir süre önce
kapatıldığı askeri cezaevinde
yatıyordu. 1961 Anayasası'nı
hazırlayan bütün kurulların
üyesi olan Aksoy, Temsilciler
Meclisi'nde Anayasa
Komisyonu'nun sözcülüğünü de
yaptı. 1958-60 yıllarında CHP
Parti Meclisi üyesi, ilk günden
beri Ortanın Solu hareketinin
içinde ve bu akımı oluşturanlar
arasındaydı. Toplumsal
görüşleri, hep "demokratik sol"
doğrultusunda olmuştur.
Yıllardan beri Siyasal Bilgiler
Fakültesi'nde ve Basın Yayın
Yüksek Okulu'nda, "Anayasa
Hukuku" ve "Özgürlükler"
derslerini okuttu. 15 yıl
boyunca Türk Hukuk Kurumu'nun
başkanlığını yaptı...
Petrol, boraks ve kömürlerin
tüm, öteki madenlerin önemli
olan rezervlerinin, büyük
çaptaki dış ticaretin,
bankacılığın ve sigortacılığın,
ekonominin kilit noktalarındaki
endüstrinin devletleştirilmesi,
büyük kentlerdeki ve
çevrelerindeki boş arsaların
(arsa adayı tarlaların) ve tüm
kıyıların halk yararına
kamulaştırılması görüşünü, pek
çok yazısında ve konuşmasında
dile getirmişti. Atatürk'ün ilan
ettiği "her alanda tam
bağımsızlık"ın, Türkiye için bir
yaşam sorunu olduğu
kanısındaydı; ve bu inancını
yazıları ve konferanslarıyla
durmadan savunmuştu. Köylüyü,
üzerinde çalıştığı toprakların
sahibi yapacak ve kooperatifler
sayesinde modern işletmelere
kavuşturacak, köklü bir toprak
reformunun hızla
gerçekleştirilmesini savuna
gelmişti.
Türk
halkının, toplumsal yaşamımızda
hür oylarıyla gerçekten egemen
olmasını, 1943'ten beri
savunagelen Aksoy, düşünce
özgürlüğü başta olmak üzere,
insan haklarının tam olarak
tanınmasının kişi güvenliğini
sağlayan Hukuk Devleti
kurallarının tümüyle ve
titizlikle uygulanması ve
korunmasınının mücadelecisi
olmuştu. Hangi yönden gelirse
gelsin, şiddete başvurmanın ve
kaba kuvvet uygulamalarının
herzaman karşısında yer almıştı.
Gerçek demokrasinin ve
toplumculuğun, ancak halkın
bilinçlenmesi ve medeni cesareti
sayesinde gerçekleştirileceğine
ve sürdürüleceğine inanmıştı.
Bütün vatandaşların - meslek
eğitimine kavuşma, eğitimlerine
uygun iş bulma, insana yaraşır
konutlarda oturma, yeterince
beslenme, hekime ve ilaca ulaşma
gibi - sosyal ve ekonomik
nitelikteki anayasal hakları,
devletçe tam olarak
karşılanmadıkça, gerçek
demokrasiden söz edilemeyeceği
kanısındaydı.
Yıllardır yürüttüğü
petrollerimizin ve
madenlerimizin
devletleştirilmesine yönelik
mücadelesinden ötürü, önce
kışkırtılmış kişilerin cana
kıyma amacı güden saldırılarına
hedef olan Aksoy, 12 Mart'tan
sonra (işlediği eylemin ne
olduğu dahi bildirilmeden) bir
süre tutuklanmış, - düzmece
kanıtlarla - uydurma suçlardan
15 yıl hapsi istenerek, ikibuçuk
yıl Sıkıyönetim Mahkemesi'nde
yargılanmıştır. Aksoy, bütün
tertipleri ve hayal ürünü
yakıştırmaları belgelerle
çürüterek suçsuzluğunu
kanıtlamış, özgürlüğüne
kavuşmuştur.
Türkiyemizin, toplumcu, halkçı
ve gerçekten demokratik bir
yönetime kavuşmasında,
öğretmenlerin büyük görevi
olduğuna ve olacağına inanan
Aksoy, devrimci Türk
öğretmeninin kafa, gönül ve
yürek gücünü, geleceğimizin en
sağlam dayanağı ve Akgünler'in
en etkili güvencesi saymıştı...
1977’de CHP İstanbul
milletvekili olarak parlamentoya
girdi. Avrupa Konseyi Türkiye
temsilciliği ve Türk Hukuk
Kurumu başkanlığı görevlerini
yürüttü. 12 Eylül 1980’den sonra
Ankara Barosu başkanlığına
seçildi. 1989’da Hıfzı Veldet
Velidedeoğlu, Bahri Savcı, Münci
Kapani ve Bahriye Üçok gibi
aydınlarla birlikte Atatürkçü
Düşünce Derneği’ni kurdu ve
Kurucu Genel Başkan olarak
çalıştı.
31
Ocak 1990 günü Ankara
Bahçelievler’deki evinin önünde
kurşunlanarak öldürüldü
|